saatler

Bu kitap eleştirisi işi hoşuma gittiği için aynı hızda son zamanlarda okuduğum kitaplar hakkında yorumlarımı paylaşmaya devam ediyorum.


Bu sefer elimize eleştirmen edası ile alıp, ağzımızı biraz yamultarak ”hmm”  dediğimiz kitabımızın ismi Saatler ve yazarı ise Michael Cunningham.


Roman iç içe ilişkileri ve benzerlikleriyle üç kadının hayatından kesitleri bizimle paylaşmakta: ilki Virginia Woolf, ikincisi Virginia Woolf’un yazdığı aynı isimli romanından Bayan Dalloway ve diğeri ise bu romanı okumakta olan Bayan Brown.


Bu romanda Virginia Woolf’un yaratıcı kişiliğine, eşi ve kardeşiyle olan ilişkilerine, intihara doğru yol alan yaratıcı bir beynin çelişkilerine, arzularına tanıklık ediyoruz. Öte yandan yazmakta olduğu Bayan Dolloway’de ise eşcinsellik ve arkadaş ilişkileri sımsıkı bağlarla örülürken, Bayan Brown’un Virgina Woolf’un hayatına paralel giden hayatı, düşünceleri ve yaptıkları bayanların hayatlarının kesişmesiyle sonlanıyor. Aslında bana göre bunun çok zoraki bir kesişme olduğunu söyleyebilirim, olmasa da ne kitap değerinden bir şey kaybederdi ne de okuyucu bunun eksikliğini hissederdi. Zaten birbirine dolanmış bu hayatları kesişmeye zorlamanın bana göre pek bir anlamı yok. Onun dışında anlatımı gerçekten çok başarılı buldum, sürükleyici bir roman. Arka kapakta yer alan yazarın kadınların iç dünyasına bu denli başarılı bir şekilde inmesiyle ilgili yapılan yorumun hakkını gerçekten vermiş yazar. Yağmurlu bir İstanbul gününde bir cafede, tek başınıza okumak için düşüncelere dalıp dalıp çıkamayacağınız bir kitap arıyorsanız, tam size göre bir seçim olduğunu söyleyebilirim.


Ve bununla da bitmiyor. Bu romanın aynı zamanda sinemaya uyarlaması olan “The Hours” filmi, Virginia Woolf’u canlandıran Nicole Kidman’a 2003 yılında en iyi kadın oyuncu Oscar’ını getiriyor. Ve benim gibi bir ayrıntı insanı için yakalanabilecek en güzel ayrıntı da filmde Bayan Dalloway’i canlandıran Meryl Streep’in kendisinin romanda sokakta yine Bayan Dalloway tarafından görülmüş ve bir meleğe benzetilmiş olmasıdır. Sanırım kulağa biraz karışık geliyor ama kitabı okuduğunuzda ya da filmi izlediğinizde ne demek istediğim anlaşılacaktır. Ben de henüz filmini izlemedim çünkü kitaptan uyarlama filmlere karşı biraz önyargılıyım sanırım. Bunun sebebi de benim hayal gücümün yarattığı karakterleri gerçekten sahnede görmek olsa gerek, biraz da kötü ve eksik uyarlama korkusu da yok değil.


Yanda okumaktayım bölümünde gördüğünüz romanları bitirdikten sonra sırayla yorumlarımı, tavsiyelerimi paylaşmaya devam edeceğim.


arjantin

2 personal jesus:

Ludmilla dedi ki...

Ben filmi sevdim. Aslında önce filmi izledim, sonra kitabı okudum. Kitabı okuduktan sonra filme geri döndüm, bir daha izledim. Kimi eksiklikler yok mu, var elbette. Zira kusursuz uyarlama diye bir şey yoktur bence. Yine de iyi bir uyarlamaydı.

Cunningham, insanın derinliklerine inebilen ve ilişkiler üzerine çok güzel yazan bir yazar. Dünyanın Sonundaki Ev'i de tavsiye ederim. Ama filminden kesinlikle uzak durun, zira berbat uyarlamalar kapsamına giriyor. :)

Eh, bir de alacağınız olsun, patatesli börek diye kıvranıyorum şimdi. :)

arjantin dedi ki...

ekledim zaten filmi listeme. izleyeceğim bi ara mutlaka.
patatesli börek için de 3 kere oley! :P