mektup

Küçük adamlar gördüm, küçük ve korkak. Altına saklandığım şapkamın ardından izledim onları. Ama aptal olanlar… Onları izlemeye bile dayanamadım dostum, yeşil yapışkan kurbağalar bile daha saygıdeğer benim gözümde onlardan.

Soğuklar gördüm. Kar taneleri, uçuşan beyaz… Sabahın köründe gökten aşağıya süzülüyorlardı. Sessiz derin. Karanlıkta izledim onları ve gündüz ışıkta. Kar yağdığında gecenin siyahlığından eser kalmaz dostum, unutma bunları. Unutulan şeyler adına konuşuyorum burada ve konuşmaya devam ediyorum hatta. Devam etmek için bir nedeni olmayan herkes yalnızdır, sebepler ve dostlar gerçek bedenlerdir. Geri kalanlar vitrinde ifadesiz suratına bakan mankenlerden ibarettir.

Sana aşktan hiç söz etmedim dostum, var olmayan şeylerden söz etmeye bayıldığım halde. Arzu vardır bana göre, elde etme içgüdüsü ve diğerleri. Karışımına aşk diyorlar dostum, inanma. Aptalca bir kelime peşinde koşturmana göz yumamam, bilirsin.

Burası giderek soğuyor, buz gibi burnumu henüz sıcak kollarımda ısıtmaya çalışıyorum. Beyaz kollarım ve beyaz titrek bedenim. Sutyen askıları ve yaşlanmaktan başka bizi kısıtlayan ne var ki şu hayatta. Gözlerini kapadığın sürece, her yer dümdüzdür bana göre.

Dost dediklerin, sevgili dediklerin ve diğer saçma sıfatlarıyla etrafında dolaşan insanlar… Sana yanlış şeyler söyleyecekler, inanma onlara. Benim hakkımda, evren hakkında, yaradılış hakkında ama en çok da senin hakkında. Ne söylerlerse söylesinler bil ki herkes kendi kıçını kurtarma derdinde, ben de dahil. O yüzden inanma kimseye, bana bile. Onlara kimsenin seni kıramayacağını söyle, hiç kimsenin. Bu onları biraz uzakta tutar. Görüyorsun ki rahat nefes alabilmen için etrafını temizliyorum dostum.

İlla ki inanacaksan, trenlere inan yalnızca, tek başına yaptığın tren yolculuklarına. Onlar sana doğruyu söyleyecektir, kalbini açıp, kafanı camına yaslayıp dinlemelisin. Yaz kış tek bir ray üstüne gider gelir onlar, yaşlıdırlar ve çok şey bilirler. Gidiş gelişleri bizimkilere benzer, şarkılara benzer ve daha birçok şeye. Onları dinle dostum, sana ben değil asıl doğruyu onlar söyleyecektir.

Bilirsin düşman kelimesinden bile hoşlanmam ama ne kadar iyi biri olursan ol, ne kadar güzel şeyler yaparsan yap eninde sonunda senden nefret eden birileri olacaktır hayatında. Seni bilmem ama onlar benim yıllarımı aldılar. Ne için, bir hiç için. Nankör dostlar kadar senden nefret edecek, onlar kadar kalpsiz insanlar yoktur şu hayatta.

Şimdi içeri gidip hırkamı almam gerekecek, bu akşam hava biraz serin. Kahvem de bitmek üzere, sanırım gidip tazelemeliyim. Bekler misin beni, bekliyor musun orada öylece? Sırtında kırmızı kazağın, kısa saçların, ağzında sürekli dumanı tüten sigaranla. Orada mısın hala? Öyleyse, sana kimsenin söylemediği bir şeyler söyleyeyim dostum. Kızmış mangal şişiyle ortadan ikiye yarılmış bir yüreğin var, içi oyulmuş. Buradan bakınca içinde oynaşan beyaz soluk ruhları görebiliyorum. Nasıl katlanıyorsun buna. Bütün bunlara, insanlara. Bütün bu karmaşaya, ruhlarını hırs uğruna satmış insanlara, dağlara nasıl katlanıyorsun dostum. İçin sıkışmıyor mu, dağlanmış kalbin daralmıyor mu? Nasıl sığıyor ruhun buralara, bedenine daha doğrusu, ya da başka kadınların bedenine. Nasıl yapıyorsun dostum, hiçbir şey olmamış gibi, yaşanmamış yazılmamış yokmuş gibi nasıl davranıyorsun? Bütün bu boklar, yapayalnız insanlar nereye gidiyorlar gece olunca? Nerede uyuyorlar? Uyuyabiliyorlar mı? Ben uyuyamıyorum dostum, aylardır gözümü kırpmadan sabah olmasını bekliyorum. Boğazımı tıkayan buruşuk bir el, bütün gece bırakmıyor yakamı. Gitsin diye sürekli bir şeyler içiyorum, ne bulursam, kahve bira şarap kahve… Yaşlı bir kadınım ben, kabul etmelisin bunu artık. Hayatımın neredeyse her gününü yaşlı ve yalnız olarak geçirdim. Tek basamaklı yaşlarımda bile görmüş geçirmiş bir kadın gibi başımı dik tutar ve susardım dostum. Olgun olduğumu söylerlerdi, yaşımdan olgun davrandığımı. Emin ol, doğduğu günden itibaren yaptığı ve ileride yapacağı her şeyden sıkılmış tiksinmiş bir boktum, daha fazlası değildim ama sen… İşin bu kısmında seni tarif edemiyorum, yaptığın her şeyi hayatında yaptığın en güzel ve en önemli şeymiş gibi yaptın. Bu nasıl tarif edilir ki, sıkılman bile önemliydi senin, el sıkışman ve sıçman… Her şeyin önemliydi ve sen benim her şeyimdin. Bu denizlere ve nehirlere ve bu aptal beyaz bulutlara senin yüzünden katlandım hep. Senin varlığındı bütün bunlara göz yummama sebep.

Gülümse lütfen, yazacaklarımın sonuna geldim. Benden nefret ediyorsun biliyorum ama yine de okumaya devam ediyorsun çünkü cesaretimi seviyorsun, cüretimi. Suratına tükürmemi ve sonu gelmeyen yalanlarımı.

Yine de bil ki avucunun içinden kayan kum tanelerine bakıyorsan ya da yürürken parmaklarını aralıyorsan içinden havanın akıp gitmesi için bil ki dostum, aynı yere gidiyoruz. Gitmemiz gereken yere.

Cevabını dört gözle bekliyorum dostum. Yağmur başlamak üzere, hava karardı. Gitmem gerekiyor.

Günahların ve soğuk bulutların, seni seviyoruz.

Hayatını hiçbir şey uğruna hiçbir şey yapmadan geçiren dostun;


6 personal jesus:

alice dedi ki...

belki de silmeliyim bunu. emin değilim.

Serhad dedi ki...

Canım çok çok iyisin, bana sorarsan silme, kendi adıma çok beğendiğim bir yazı

"Devam etmek için bir nedeni olmayan herkes yalnızdır, sebepler ve dostlar gerçek bedenlerdir. Geri kalanlar vitrinde ifadesiz suratına bakan mankenlerden ibarettir."

alice dedi ki...

peki şekerim. kalsın madem beğendiysen :)

daria dedi ki...

kendimden başka hiç bir hande'yi sevmedim. nefret ettiklerim de oldu aralarında. yazdıkların seni sevdiriyor uzaktan, bu benim için rahatsız edici ama güzel bir gelişme! :)

alice dedi ki...

çok sevindim buna gerçekten. çok teşekkür ederim.
(kusura bakma çok geç cevap veriyorum, internete girdiğim yer blogspotu yasaklamıştı da:))

Adsız dedi ki...

güzel bir yazımı bilmiyorum ama çarpıcı olduğu kesin.Eski anıları teker teker çıkardı saklandıkları yerden,artık daha iyi hissediyorum teşekkür ederim.