balköpüğü masal


Küçük tatlı şekerlemeler düşleyin şimdi. Parlak paketleriyle çikolatalar, üstünde küçük bayrakların olduğu küp şeklinde karameller, rengârenk jelibonlar… Balonlar gelsin gözünüzün önüne şimdi, pembeler beyazlar maviler. Kötü adamlar da varmış mesela, -her hikâyede olur ya- bunda da olsun ne var. İki kişilermiş, yok yok üç kişilermiş aslında. Üçünün de bıyığı varmış ama bir tanesininki Nietzsche’nin bıyığıyla yarışsa kesin kazanırmış. Nietzsche işte bu yüzden sık sık ağlarmış. Sahip olduğunuz her şeyin peşindelermiş, aslında tam olarak neyin peşinde olduklarını onların da bildiği söylenemez. Kendilerine ne emir veriliyorsa harfiyen yerine getiriyorlarmış çünkü. Düşmanlarınızı tanıdığınıza göre kaçın şimdi, koşa koşa. Dağları tepeleri aşın ilahi bir hızla. Peşinizden geliyorlar mı diye kontrol etmeyi de ihmal etmeyin. Koca koca çam ağaçlarıyla kaplı ormana dalın şimdi. Biraz ilerledikten sonra irice bir ağacın arkasına saklanın. Yeterince gizlenmiş olduğunuza inana kadar yapraklarla üstünüzü örtün. Çok yoruldunuz biliyorum, bu aksiyon hem sinirlerinizi hem de kaslarınızı yordu. Şimdi usulca uykuya dalabilirsiniz. Meleklerin vaat ettiği uçuk pembe vadilerde yuvarlanabileceğiniz cinsten bir uyku olsun. Rüyalar görün; uçun, şarkı söyleyin, gülün ama sakın uykunuzda sayıklamayın.

Artık uyanabilirsiniz neredeyse öğlen oldu. Hemen doğrulmayın hala etrafta sizi arıyor olabilirler. Biraz etrafı kolaçan edin yerinizden kalkmadan. Tamam, etraf temiz gibi. Şimdi yavaşça doğrulup ormanın çıkışına doğru yürüyebilirsiniz. İçinizden bir ses güvende olduğunuzu söylüyorsa sorun yok demektir. Bilirsiniz, içinizdeki ses her zaman doğruyu söyler. Ormanın çıkışına ulaştınız şimdi, artık sakin sakin yürümeye devam edebilirsiniz. Önünüzde bir buğday tarlası var, kaybolmadan bu tarladan çıkmayı başarabilirseniz sizi eve ulaştıracak patikaya ulaşabilirsiniz. Acıktınız biliyorum, hadi biraz çantanızdaki şekerlemelerden yiyin. Bu enerjiye ihtiyacınız olacak.

Hiç yönünüzü bozmadan ilerliyorsunuz, tebrikler. O da ne, bir ses duydunuz. Biraz yaklaşıyorsunuz, şimdi kesildi. Biraz daha yaklaşınca yerde umutsuzca hoplayan mavi bir balık görüyorsunuz. Buraya nasıl gelmiş olabilir. Onu ölmeden denize yetiştirmek zorundasınız. Hadi çabuk olun, koşmalısınız. Daha fazla oksijensiz kalamaz zavallı balık. Deniz ilerdeki tepenin ardında kalıyor olmalı. Size minnettar kalan balık, yol boyunca hikâyesini anlatıyor. Denizlerde özgür yüzerken bir gün sevdiğinin yanından kaçırılıp balık çiftliğine getirilişini, yaptığı kaçış planlarını, denize doğru giderken nasıl ters yöne saptığını, hepsini bir bir anlatıyor. Bunları duydukça hem üzülüyor hem de hızlanıyorsunuz. Tepenin tam üstündesiniz şimdi, karşısı göz alabildiğince deniz. Bir martı gibi süzülüyorsunuz tepeden aşağı. Az ilerdeki sahile varıyorsunuz. Artık neredeyse son nefesini vermek üzere olan balığı usulca, incitmeden denize salıveriyorsunuz. Bulutlar sizinle gurur duyuyor, güneş başını hafifçe öne eğip selam veriyor. Artık siz bir kahramansınız; bir balığın kahramanı ve aynı zamanda doğa ananın en sevdiği küçük evlatlığısınız. Akşam olmak üzere, balköpüğü kumlarda biraz daha oyalanıp evin yolunu tutuyorsunuz. Size savaşların olmadığı, çocukların ölmediği bir dünya vaat ediyor evinizin toprak yolu. Yürekten inanın şimdi buna, gerçekten inanmadığınız hiçbir şey gerçekleşemez çünkü. İnanmadığı hiçbir şeyi gerçekleştirme gücünü kendinde bulamaz hiçbir insan.
Şimdi 10’dan geriye doğru sayın ve gerçek dünyaya geri dönün sayın kahraman. Baktığınız bilgisayar ekranınızın yanındaki içeceğinizden bir yudum daha alın ve rahatlayın. Siz bize daha çok lazımsınız.

~resim: My Fish by Quistography

4 personal jesus:

Gökhan dedi ki...

enteresan... yazacak daha ii yorum bulamadım :)

iTRoN dedi ki...

paralel evrenler teorısıde bolye bısı işte =o

arjantin dedi ki...

amanııın neler yazmışım da haberim yokmuş.

Gökhan dedi ki...

çok mütevazisin :)masal güzel gerçekten.. yeni yazılarınıda 4 gözle bekliorum..