protesto



Tanrı hükmetmek için var olmaya ihtiyaç duymayan tek şeydir.
Charles Baudelaire



Günler tek düze akıp gidiyordu. Tıpkı bir musluktan sürekli aynı frekansta damlamaya devam eden su damlacıkları gibi. Musluğun ağzında doğup, lavabonun deliğine erişene kadarki sürenin aynılığı, şimdi de günlere yansımıştı. Gün doğuyor saat 11.30 gibi gözlerini açıyor, kahvaltı yapıyor. Kahvaltıdan sonra bir saat kadar tekrar yatıyor. Daha sonra kalkıp pijamalarını çıkartıyor, bir saat kadar televizyonla oyalandıktan sonra kitabının başına geçiyordu.




Hayır, bayım yanılıyorsunuz, bu sıradan bir hayat yaşayan sıradan bir insanın nasıl hayatının değiştiğini anlatan bir öykü değil. Hayır, size yalan söylemişler. Her gün aynı şeyi yaparak yıllarca yaşayan, başlarına iyi ya da farklı bir şeyler gelmeden, aynı şeyleri yinelerken ölen insanların öyküsü bu. Hayatlarının aşkını bulmuyorlar, sırf siz heyecanlanın diye birilerini öldürmüyorlar. Mutlu olmuyorlar, nasıl mutlu olunur hatırlamıyorlar. Sizi aldattılar hep filmlerle kitaplarla, oyaladılar bugüne dek. Zombiler katiller köpek balıkları esrarkeşler koydular hikâyelerinin içine. En olağanüstü anlarda, işte bu o an dercesine arka planda şarkılar çaldılar, özel efektler kelime oyunları derken sizi inandırdılar. Bunların bir gün sizin de başınıza gelebileceğine, bir gün gerçekten mutlu ya da zengin ya da önemli biri olabileceğinize inandırdılar sizi. Ama gerçek böyle değil ne yazık ki. Gerçek tek düze bir devinimden ibaret. Tekrarlayan şeylerden ibaret. Sıranın size gelmesini beklerken sizden önceki nesillerin sırayla ölmesini izlediğiniz bir gerçeklik bu.




Toplum neslin devamını istiyor, sürekliliği durağanlığı istiyor. Sorgu istemiyor sual istemiyor. Bir sabah Bogota’da gözlerinizi açmanızı, sahilde sarhoş olup bütün gece kumlarda uyumanızı istemiyor. İşinizi yapmanızı emrediyor toplum, her sabah kalkıp gömlek giymenizi masanızın başına oturup bütün gün bilgisayarınızdan başka bir şeyle ilgilenmemenizi emrediyor. Dünya turu yapmanızı yasaklıyor şirketler, gençliğinizi istiyorlar. 35 yaşın üstündekilerin ve kadınların iş başvurusu yapmalarını engelliyorlar. Çocuk yapmalısınız diyor devlet, başbakanınız da sayısını söylüyor. Hayırlı evlatlar yetiştirin diyor dininiz. Sebzeli pilav yapmayı öğretiyor kadın programları ve kocanızı elinizde tutmanın 8 şerefli yolunu anlatıyor program sunucuları. İslami usullere göre kadın dövmenin yolunu düşünüyor Araplar.




Denizi olmayan bir şehirde, soğuk bir kış günü bilgisayarınızın karşısında boğulduğunuzu hissediyorsunuz. Boğazınıza sardığınız ve iki ucundan asıldığınız ipleri bırakıp nefes alıyorsunuz biraz. İntihar etmenizi çoktan yasaklamış dininiz.




Günler şıp şıp damlıyor lavaboya. Her gün bir diğerinin aynısı. Geçer merak etme diyor dostlarınız. Geçecek biliyorsunuz ama sonra tekrar gelecek. Sonra tekrar geçecek. Hayat oyuncağınızı elinizden alıp geri vermeye devam edecek ve bir gün Tanrı musluğu kapatana dek bu böyle sürüp gidecek.



~resim: jack vettriano - yesterday's dreams


2 personal jesus:

Pınar Bakkalbaşı dedi ki...

okurken kendime yakın bulduğum cümlelerinin içinde kayboldum.süper!

arjantin dedi ki...

teşekkür ederim. :)