the love of richard nixon

Uyandım ama bir süre yataktan kalkamadım. Düşüncelerle baş başa kaldığım, bomboş bir zihnin en sevdiğim saatleridir sabah yatakta keyif yaptığım saatler. Aptal bir pazar günüydü ve güneş her zamankinden daha yakıcı olacağa benziyordu. Zaten şu sıralar her şey oldukça yakıcıydı; petrol fiyatları, elektrik, su ve son zamanlarda cehennemin de daha sıcak olduğuna dair bazı duyumlar alıyorduk. Ya kafamın içindeki cehennem ne olacaktı, yanıcı madde olarak alkolü kullanan, dumanını da ağzımdan burnumdan sigara dumanı olarak veren şu cehennem. Her neyse dedim, onun icabına başka zaman bakarım. Kalktım, pijamalarımla ayaklarımı sürüye sürüye mutfağa doğru yürümeye başladım ve her zamanki gibi mindere takıldım. Ağzının üstüne kapaklanmaktan son anda kurtulan her insan gibi sinirlendim ben de ve mindere daha önce attığım tekmeleri aratmayacak bir tekme savurdum. Kalorifere yapışıp, yere düştü. Döndüm ve mutfağa doğru rotamda devam ettim. Mutfağın penceresini açmaya kalktım ve o anda tırnağımı kırıp ufak bir çığlık attım. Acıyla olduğum yerde zıplarken çıplak ayağımı sandalyeye çarptım ve iki büklüm zırlamaya başladım. Biraz sakinleşince kendime dolaptan bir bardak ice tea koydum ve yatak odama doğru yola koyuldum. En iyisi bugün yataktan çıkmamak dedim kendi kendime. Belki film izlerim ya da e2 diye düşünürken küçük oturma odamda kanepede oturan birisini gördüm. O esnada kapının önünden çoktan geçmiştim ve geri geri yürüyerek ona baktım. Hayret içinde ağzımdan şu cümle çıktı; sen ne zaman geldin?

Rengin bembeyaz olmuş. Dün gece geldim ya dedi.

Gerçekten mi dedim. Kapıyı ben mi açtım?

Evet, açtın ve geri dönüp yattın. Hatırlamıyor musun?

Hayır dedim. Gerçekten de hatırlamıyordum. Ona geceleri artık yatmadan önce 1-2 tekila shotladığımı söyledim.

Aferin, salak dedi. Ya ben değil de başkası olsaydı?

Haklısın dedim.

Bunları konuşurken karşısındaki kanepeye çoktan oturmuş, bağdaş kurmuştum.

Dün gece o kadar aradım neden gelmedin dedi. Beraber içerdik tekilaları.

Canım istemedi dedim. Sanırım yeni bir döneme giriyorum kendi içimde. Yazmak için çok verimliyim şu sıralar. Baksana seni bile getirdim buraya.

Demek artık hayatının nasıl olmasını istiyorsan, neleri elde edemiyorsan onları yazacaksın dedi.

Evet dedim. İçeceğimden bir yudum aldım. Gözlerimi yere diktim. Aptalca bir şey söyleyip, planlarımı altüst etmesinden korkuyordum. Ben geçmişi değil, geleceği yazmak konusunda daha başarılıydım üstelik. Bunu ona da söyledim acilen.

Ağzını şapırdattı her sabah yaptığı gibi. Bu acıktığının işaretiydi.

Yani ben gerçekte bu şehirde yaşamıyorum öyle mi dedi.

Hayır dedim. Sen aslında İstanbul’da yaşıyorsun. Yaklaşık bir senedir görüşmüyoruz. Yüksek lisans yapıyorsun orada.

Oo, iyiymiş dedi. Neden peki, neden görüşmüyoruz?

Bilmiyorum dedim. Bir gün akşam internette baktım beni silmiştin, ben de seni sildim ve bitti işte dostluğumuz.

Bu kadar kolay yani dedi. Ne aptalız.

Evet dedim. Ben hep sonsuza dek dost oluruz sanmıştım. Seni çok seviyordum. Sesim titremeye başlamıştı artık.

Ben de seni çok seviyorum, keşke gerçekte böyle bir salaklık yapmasaydık.

Kalktım. Seni çok özledim dedim, sarıldım.

Biliyor musun, bunları yazarken aslında ağlıyorum, sen aslında İstanbul’dasın ve hiçbirinden haberin yok dedim.

Tamam, dedi. Üzülme geçecek. Güldü, hişşş oğlum ağlama dedi.

Ben de güldüm. Seni o kadar çok özledim ki dedim. Suratım tam bir aptal gibi görünüyordu. Kıpkırmızı, ağlamakla gülmek arasında.

Peki burada, Ankara’da ne işin var dedi.

Yüksek lisans dedim. Kazandım sonunda.

Gerçekten mi dedi. Buna çok sevindim.

Ben de dedim. Kalktım yerime oturdum yeniden. Bir sigara aldım pencerenin önündeki paketten. Gözüme pencerenin önünde iğrenç bir şey çarptı. Mutant kaktüsümü de getirmişim Eskişehir’den buraya, ne çirkin şey.

Sigaraya mı başladın dedi. At bana da bir tane oradan.

Ona da uzattım. Evet dedim. Her yerde yasaklandığına göre artık içebilirim.

Güldü.

Sana kahvaltı hazırlayacağım dedim. Sosis de var. Sever misin?

Ooo dedi, ben de bilgisayardan müzik açayım o sırada. Sende benim son hazırladığım set var mı dedi.

Yok dedim. Bir senedir görüşmüyoruz ya. İnternetten indir de dinleyelim. Tamam, hemen indireyim o zaman dedi.

Ben de ağzımda sigara sosisleri doğramaya başladım.

0 personal jesus: