kadınım

“Bir seçeneğim olsaydı kesinlikle var olmamayı tercih ederdim” dedi ve peşi sıra uzunca bir sessizlik sürükledi. Tüm sözcükler sessizliğin rüzgârında havada asılı şimdi. Ne? Şu kayan A harfi miydi? Nereye düşecek acaba? Hafif sağa doğru sapan A, Hande’nin birasının içine düşüyor. Culp!


Sonra eriyor, suda eriyen vitaminler gibi hışırtılar ve kabarcıklar çıkararak. A’lı biranın tadı nasıl acaba? Hande birasından bir yudum alıyor. Paslı çivi tadını biraz inceltmiş, biraz da tatlandırmış gibi. Diğer düşecek harflerin de tadına bakabilmek için bardağını biraz sağa doğru itiyor Hande ama O bütün bunların farkında değil. O daha çok bir eski sevgili, yeni sevgilisiyle evlenmek üzere olan bir eski sevgili. Daha çok düşünen, daha çok mutlu olan, daha kontrollü, daha sevecen. Hande bildiğimiz Hande işte. Bir çeşit hastalık. Ona baktıklarında insanlar şöyle diyor olmalılar:


“A, o mu? O bir çeşit Hande hastalığı. Belirtileri; öksürük, aft, kalpte sıkışma ve depresyon. Endişelenecek bir şey yok canım, şimdiki antibiyotikler çok güçlü. İçiyorsun, hop ertesi güne hemen geçiyor.”


Dökülen diğer harflerden hiçbiri bardağa denk gelmiyor, S hariç. Zaten S de bardağın kenarında takılı kalıyor. O’nun dikkatini çekmeden S‘yi bardağın içine itmesi lazım şimdi.


Havada şuna benzer bir şey asılı duruyor artık:

    eçe  ğim ols   ı  es  li l  v r o  ama ı te  ih e   di 


Gözü diğer bardakta Hande’nin şimdi. Bu bir 70’lik. Arjantin diyorlar ona, Hande de kendine Arjantin diyor çoğu zaman ama bunun bira bardağıyla alakası olmasa gerek. O sessizlikten rahatsız, bir şeyler anlatmaya koyuluyor, mutlu ve umutlu olmakla ilgili. Hande onu duymuyor çünkü Arjantin’de tango yapıyor o esnada, sokakta hem de, herkesin içinde. Topuklu siyah ayakkabıları var ayağında, üstünde de elbisesi. Ne çok uzun ne de çok kısa bir elbise o. Ne o küçük kıçı görünüyor dans ederken, ne de bacakları kapanıyor. Tam kararında, neredeyse mükemmel. Saçını topuz yapmış, eh tangonun da bir adabı var. Yakışmamış pek, öğrencisini azarlamak üzere bir olan bir öğretmeni andırıyor suratı. Masada mutluluk timsali eski sevgilisini unuttuğunu hatırlayınca dans partnerine bir veda öpücüğü verip alelacele bir uçağa atlayıp dönüyor Hande. Cümlesinin sonuna yetişiyor neyse ki. “ Hayat güzel Hande, yaşıyorsan bunun tadını çıkarmalısın.”


“Ben de İstanbul’a taşınıyor, evleniyor olsaydım yani bir hayatım olsaydı ben de senin gibi konuşurdum.” Yine haklı, her zaman ki gibi.


“Doğru söylüyorsun” diyerek yeni bir konuşmaya başlıyor O.  Haklı olmaktan nefret ediyor Hande, her zamanki gibi.


Ve basket, kayan V harfi biranın dibini boyluyor. Hande’nin dudaklarında zafer gülümsemesine benzer bir şey beliriyor.


V pek erimiyor, üşeniyor galiba. Ne saçma, eğer V olarak doğduysan erimelisin. Fark ettirmeden çalkalıyor Hande bardağı. Yine de V ‘nin dibe çökme fikrinden vazgeçmesini sağlayamıyor. Birasının Vli dibini içiyor. Ağzında naneli bir tortu kalıyor, yüzünü ekşitiyor.


Gülümseyerek kalkıyor Hande masadan, tuvaletin yolunu tutuyor. Tuvaletin yerini biliyor olmak, kimseye sorma gereği duymamak büyük bir lüks. Üst kata çıkıyor. Barlarda genelde bayan tuvaletleri boş olur ilkesi kendi kendini yeniden ispatlıyor. Hande’nin ilk işi tabi ki ağzını çalkalamak. Bu V gerçekten iğrenç bir şey.


O masada bekliyor. Yan masadaki gençlere göz atıyor biraz, sonra da besleme kızlara benzeyen garsona. Birasından 3 yudum alıyor. Bu bardağı 3 kere eline alıp, 3 kere ağzına götürüp 3 kere yerine bırakmak demek. Ne kadar da yorucu. Dur biraz, biranın tadında bir gariplik var. Nedenini O bilmese de Hande biliyor. İçine İ kaçtı çünkü. İhanetin İ si, İhtirasın ve İşemenin İ si. Dünyanın en ikiyüzlü İ si, İ lerin babası ve aynı zamanda lideri.


Merdivenlerden usul usul inen Hande oturuyor yerine yeniden. Biram bitti bahanesiyle İ li biradan alıyor bir yudum. İhanetin tadına bakıyor yeniden, daha önce de bakmıştı; yaşayarak. Aynıymış diyor içinden, hiç değişmemiş. Hala tuzlu ve biraz da küf kokulu. Kendi birasına İ düşmediği için şanslı hissediyor kendini.


“Çok entelsin, senin sorunun bu” diyor parmağı yüzüklü eski sevgili. Kahkahayı patlatıyor Hande, “Evet, gereksiz bir entelim ben. Zift tadında kahve içiyor ve gözlüğümü takıp Virginia Woolf okuyorum. Sanırım bir ara da intihar edeceğim.” O da gülüyor ve aniden soruyor,


-          Kalkalım mı?

-          Evet, tamam kalkalım.


Hande eve gidip, bütün gece ağlıyor. Nedenini bilmiyor ama hıçkıra hıçkıra saatlerce ağlıyor. Bir yandan da Tanju Okan, kadınım diyor. Eşyalar toplanmış seninle birlikte…


8 personal jesus:

celicasupra dedi ki...

uzun zamandan beri bu şarkıyı dinlememiştim.kısmet bugüneymiş :)

hayatta insan bazen geçmişe dönüp şöyle bi bakıyor.ama sadece geçmiş geçmişte kalıyor o kadar.yani geleceğe taşıyamıyorsun o günleri.o yüzden dik durmak gerekir.yeri geldiğinde ise insan arkasına bakıp o günlere şöyle bi gülümseyip ardından hayata devam etmeli.

neyse ben bi patatesli börek yemeğe gideyim karnımı acıktırdı bu yazı :)

arjantin dedi ki...

o geçmiş dediğimiz şeyin üstünden yıllar geçti. sorun yok. sadece havada asılı kalacak bir cümleye ihtiyacım vardı ve başım ağrıyordu. ortaya böyle bir şey çıktı.

unutmadan, içine A kaçmış patatesli börek tavsiye ediyorum :P

Serhad dedi ki...

halen cok guzel yaziyorsun. Eskiden oldugu gibi, simdi de senin yazdiklarini okumaktan buyuk zevk aliyorum.

Sen hep yaz olur mu, sakin birakma bu hobini :)

Surekli takipteyim :)

arjantin dedi ki...

çok teşekkür ederim. inanılmaz mutlu etti beni yorumun.
layık olmaya çalışıyorum canım arkadaşım.

Hayalet dedi ki...

Benzetmelerini sevdim. Sıcak bir diyalog. İkilem arasında kalmış bir dost sohbeti. İstanbul Neviza'de görüntüsü sezdim bir an kafamda. Arjantin'i uzakta arama, önündeki bardakta misali :)

arjantin dedi ki...

çook teşekkür ederim.
keşke nevizade'de geçseydi.

soner dedi ki...

Güzel bi anlatım ve güzel bir parça dinlemeyeli uzun zaman ve birçok insan geçmiş güzeldi...

arjantin dedi ki...

ah işte ben de bunun üstüne ne yazsam çirkin olurmuş gibi geliyor. o yüzden duraklama dönemime girdim.:)
teşekkür ederim güzel yorumun için. bana destek oluyor bunlar.